|
Labranda – Alinda – Alabanda
Kategori: Fotoğraflar, YazarlarEklenme Tarihi: Nis 11th, 2011Ekleyen: Murat KARACA
Bisikletliler Derneği Aydın Temsilciliğinin organize ettiği İzmir Bisiklet Derneği,Adnan Menderes Üniversitesi Bisiklet Topluluğu ve Köyceğiz Bisiklet Topluluğun dan 100 e yakın bisikletsever baharın ve tarihin tüm güzelliklerini görebileceğiniz bir coğrafya da birlikte pedal çevirmenin mutluluğunu yaşadılar. Labranda’ya ulaşım dar ve virajlı dağ yolları ile sağlanıyor. Taş ocaklarından Güllük Limanı’na yük taşıyan kamyonların sıklığı da ayrı bir problem. Tüm bu zorluklara rağmen Labranda’ya yaklaştıkça çam ormanlarıyla örtülü Beşparmak Dağları’nın havası insana her şeyi unutturuyor. Bu turumuzda ziyaret ettiğimiz antik kentler hakkında sizlere biraz bilgi vermek istedik. LABRANDA Zeus Labrayndos’un kutsal alanı olan Labraynda, eski Karia’da ( Güney Batı Anadolu ), bağlı olduğu Mylasa ( Milas ) şehrinin 14 km. kuzey doğusunda yer almaktadır. Sembolü çift ağızlı balta olan Zeus Labraunda kutsal alanında en eski buluntular yaklaşık M.Ö. 700 yılına aittir. 6. ve 5. asırlarda kutsal alan, sonradan tapınak terası olarak kullanılan tek küçük bir suni düzeltiden oluşuyordu. 497′ de kutsal alanda bir savaş yapılır ve Karia ordusu müttefikleri Milet’lilerle beraber Pers ordusuna yenililer. Kutsal alandaki yapıların çoğunluğu Hekatomnid ailesi tarafından M.Ö. 4. yüzyılda yaptırılmıştır. Ünlü Moussollos da bu ailedendir. Tapınak bu dönemde en önemli devrini yaşamıştır. Maussollos ( M.Ö. 377 – 352 ) ve İdirieus ( M.Ö. 351 – 344 ) adlı satraplar zamanında burası yeni bir görünüm kazanır. 355 de Labranda’ daki yıllık kurban şöleninde Maussollos kendisine yapılan bir suikast girişiminden son anda kurtulur. Olasılıkla bu mutlu kurtuluş nedeniyledir ki burada; bir dizi suni teraslar, bir veya iki giriş binası, küçük bir Dor bina ( olasılıkla çeşme binasıdır ), anıtsal merdiven, iki geniş ziyafet salonu ( andronlar ), sündürmeli yapı ( oikoi diye adlandırılır ), stoa ve etrafı sütunlu Zeus mabedi gibi geniş çaplı inşaat projeleri başlatılmıştır. M.Ö. 344′de İdrieus’un ölümüyle bu proje ve inşaat faaliyetleri son bulmuştur. Kutsal alanın Kült yeri olarak kullanılması M.S..y.y.’da meydana gelen büyük bir yangın felaketiyle sonlanmıştır. Zeus Tapınağı : Tapınak Terasının batı kısmında yer alan Zeus Tapınağının ön cephesi doğuya bakar. Tapınağın ön ve arka cephelerinde altışar sütun, yanlarda ise sekizer İyonik sütun vardı. Tapınak yapılan ölçümlere göre 13.87 x 18.71 metre büyüklüğündedir. Andron (Ziyafet Yapısı ): İdrieus tarafından MÖ 351–344 yılları arasında inşa edilmiştir. Ören yerindeki en iyi korunmuş durumda olan bu yapının güney duvarı, pronaos temelinin seviyesinden 7.90 metre yükseğe kadar ayaktadır. 12.26 metre genişliğinde ve niş dâhil 22.13 metre uzunluğundadır. Yapı, ön cephedeki alınlığın tepesine kadar toplam 10 metre yüksekliğe sahiptir. Cephesindeki duvarın 1.85 metreye ulaşan böylesi kalın inşa edilmesinin sebepleri arasında yapının depremlere karşı dayanıklılığını artırmak olabilir. Teras Evi : Zeus Tapınağının güneyinde bulunan yapıdır. Bu yapının güney duvarındaki iki kapı açıklığından girilen koridordan dört ayrı odaya geçilmektedir. Büyük ihtimal hazine dairesi veya depolama amacıyla MÖ 4. yüzyılda inşa edilmiştir. Yapının düz çatısı tapınak terasının bir parçasıydı. Görünüşe göre bu çatı Hellenistik dönemde çökmüş ve içerisi molozla dolmuştu ki, bu durum Tapınak Terasının bu kısmının statiğini olumlu yönde etkilemiş olabilir. Yapının doğudaki kapısında dar bir merdiven yukarıdaki terasa erişimi sağlıyordu; onun da sağında ikinci bir dar merdivenin izleri yer alıyor.Günümüzde bu yapıya çatı yapılmış olup ve kazı ekipmanı ile buluntuların saklandığı depo olarak kullanılmaktadır. Çeşme Yapısı : Çeşme yapısının sade mermerden Dor üslubunda başlıklara sahip üç tane kısa sütunu vardır. Sütunlar arasında alçak bir korkuluk ve arkasında da bir su havuzu yer alır. Çeşme yapısının iki yanında uzanan istinat duvarı MÖ 4. yüzyıl işçiliğine sahiptir ama çeşme yapısı Hellenistik dönemde görülen bir tipte olup olasılıkla MÖ 2. yüzyılda eklenmiştir. Ancak istinat duvarının batı ucu, muhtemelen Hekatomnos oğulları dönemine, yani MÖ 4. yüzyıla ait merdivenin alt basamağı üzerine oturduğundan akla şöyle bir düşünce geliyor: Bu 4. yüzyıl duvarı, aslında çeşme yapısının arka duvarının da gerisindeyken buraya taşınmış olabilir. Bu durumda, çeşme yapısının neden 4. yüzyıl duvarıyla mükemmel şekilde hizalanmadığı da açıklığa kavuşmuş olur.
ALİNDA Alinda, Aydın ilinin Çine İlçesinin 31 km. batısında,Karpuzlu deresi vadisinin batı ucunda, ovaya hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur.Alinda sözcüğü Bilge Umar’a göre Luwi veya Kar dilinden gelmiş olup “Işık” anlamındadır.İlk Çağ yazarlarından Arrianus bu kentten “Karia’nın en müstahkem şehri” diye bahseder. Hitit belgelerinde “IJALANTA” adıya anılan kent, M.Ö.451-450’de kısa bir süre Attika-Delos deniz birliğine girmişse da birlikte çok kısa bir süre kalmış ve sonra ayrılmıştır. Alinda antik kentinin kalıntıları Demircidere köyünün (Karpuzlu) birkaç yüz metre ilerisinden başlamaktadır. Nitekim buradaki köy evlerinin duvarlarında heykel ve friz parçaları kullanıldığı gibi bazı evler Roma devri duvarlarının üzerine inşa edilmiştir. Alinda’nın sırtına yaslandığı tepede yer alan akropolün güney yamacı oldukça dik ve kayalıktır. Buradaki tiyatro kalıntısı ile biraz altındaki Agora ve üç katlı stoa hemen dikkati çekmektedir.90-30 m. ölçüsünde ve 15 m. yüksekliğindeki iki katlı agora’nın ilk katında dükkan olarak kullanıldığı sanılan odalar bulunmaktadır. Bunun üzerindeki ikinci kat ise çift sıra yarım sütunların oluşturduğu oldukça uzun bir galeri görünümündedir. Kuzeyde, Akropolün bulunduğu tepeden biraz daha yüksekçe ikinci bir akropol daha vardır. Burasının ikamete mahsus binalarla dolu olduğu tahmin edilmektedir. Bu iki akropol kulelerle takviye edilmiş olan surla birbirlerine bağlanmışlardır.Akropolde biri küçük diğeri ise daha büyük olmak üzere iki mabedin varlığını belirten temel izlerine rastlanmıştır. Bunların hemen yakınında ise ne olduğu anlaşılamayan yuvarlak plânlı bir yapı kalıntısı ile karşılaşılmıştır.Roma döneminde inşa edilmiş olan su kemerleri oldukça iyi bir durumdadır. Kentin nekropolü ise yamacın doğu eteğindedir.
ALABANDA Alabanda adı Karia dilinde Ala (at), banda (yarış) anlamına gelen kelimelerden türemiştir. Bizanslı tarihçi Stephanos, Kral Kar’ın oğlu Alabandos’un bir at yarışını kazanması nedeniyle kente Alabanda adının verildiğinden söz etmektedir. Çiçero ise Tanrılar Dünyası isimli eserinde kentin adını Kar tanrısı Alabandos’tan aldığını söyler. Daha sonra Büyük İskender’in Anadolu’ya gelişinde adından söz edilmeyen Alabanda hakkındaki ilk bilgileri M.Ö. 3. yy. sonlarında öğreniyoruz. Buna göre Seleukos Kralı kente Khrysor Antiokhia adını verir. Delphi’de bulunan bir yazıtta III. Antiokhos’un isteği üzerine Amphiktion Meclisi tarafından Alabanda’nın dokunulmazlığı konusunda karar alındığı ve bu karar gereğince, kentin Zeus Khrysaoeos ve Apollon İsotimos’a adandığı belirtilmiştir. Makedonya Kralı V. Philppos (M.Ö. 222-175) tarafından Alabanda kenti M.Ö. 190 yılındaki Magnesia savaşından önce tahrip edilir. Bu savaştan sonra Alabanda M.Ö. 188 yılında yapılan Apameia Barışı ile Lykia ve Karia’nın Rhodos III. Antiokhos III. Antiokhos egemenliğinde kalması sonucu doğal olarak onlarla aynı akibeti paylaşır. Ancak Rhodos kentte pek etkili olamaz, yalnızca Helios rahibi bulundurur. M.Ö. 167 yılındaki Mylasa Rhodos savaşında Alabanda özgür bir kent gibi davranarak Rhodos’karşı Mylasa yanında savaşır. Romalı tarihçi Luvius 170 yılında Alabandalıların Roma’ya elçilerle 23 kg. ağırlığında altın bir taç ve çok sayıda hediye gönderdiklerinden söz eder. Alabanda’nın ilk para basımı kentin Antiokheia Khrysaoreus olmasından kısa bir süre önce M.Ö. 3. yy.da başlamıştır. Zaman zaman para kesimi durdurulsa da Roma İmparatorluk döneminde de devam etmiştir. Paralar üzerinde uçan at (Pegasos) kabartmaları bulunmaktadır. Olasılıkla uçan at kentin kuruluş mitiyle ilgilidir. M.Ö. 70 yılında Roma’nın Anadolu’ya tamamen egemen olmasından sonra Alabanda III. Antiokhos 21. kent olarak Asya eyaletine katılır. M. Antonius tarafından M.Ö. 48 yılında Ephesos’un eyalet başkenti ilan edilmesi ile bölge başkenti olur ve Miletos, Piriene, Tralleis ve Nysa buraya bağlanır. Alabanda M.Ö. I ve M.Ö. II yy.larda Roma ile iyi ilşkiler içinde olmuştur. M.S. 22 yılında da Tiberius kente yeniden dokunulmazlık (asyle) hakkını vermiştir. Strabon; kentin oldukça zengin halkının eğlenceye düşkün ve kentte arp çalan pek çok kız olduğundan söz eder. Alabanda M.S. 4. yy.da Bizans hakimiyetine girmiş ve sonrasında Aphrodisias metropolitliğine bağlı piskoposluk merkezi olmuştur. XI. yy.da Türk egemenliği altındaki kent Haçlı seferleri ile yeniden el değiştirir. Ancak 1280’den beri Türklerindir. Alabanda da ilk defa 1905-1906 yıllarında Ethem Hamdi Bey tarafından kazılar yapılmıştır. Alabanda antik kentinin arkeoloji dünyasına ve turizme kazandırılması için 1999 yılından itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleri ile Aydın Müze Müdürlüğü başkanlığında kazılar yapılmaktadır.
| |
Hiç abartmadan, inanılmaz ve muhteşem güzellikte bir turdu.Tüm organizasyonda emeği geçenlere ve katılan arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Kesinlikle sıradışı özelliklere sahip bir gezi-tur-spor-eğlence-dosluk – paylaşım ve daha pek çok şeyi kapsayan tarihsel bir seyahat gerçekleştiğini düşünüyorum. Tadı damağımızdan hiç silinmeyecek gibi…